pencereler

2013-11-05 15:53:00

Pencereler…… Herkes penceresinin önünden dışarıyı seyreder. Aslında penceresinin içinde olanları da seyreder ama bir haberdir gördüklerinden. İçeride ya da dışarıda bin bir çeşit hayatlar vardır, görüp üstünde durmadığımız ama beynimizin bir köşesine kazınan. Pencerenin önünde ya da arkasında yaşayıp tükettiğimiz hayatlarımız, bir daha geri dönüşü olmayan hayatlarımız, imtihanlarla ya da boş vermişliklerle yitip tükettiğimiz hayatlarımız. (Not: Şu an kızım aradı 2 aydır görmüyorum. Yarın gelecek. Özlemdim çook Kelimeler uçup gitti.) Sanırım benim penceremde de gurbet var ısrarla. Önce ailemle, sonra eşimle şimdi de kızımla. Buna alışıp bununla yaşamayı öğretiyor hayat çaktırmadan. Aldığımız her nefes, bir yıl daha geçti deyip kutladığımız her yılbaşı, yaşımızdaki rakamların çoğalması, çektiğimiz acılar, mutluluklarımız. Yaşam içinde o kadar hızlı gidiyoruz ki ancak durup şöyle bir geriye baktığımızda görüyoruz. Ya da evlerimizin pencerelerinden bakıpta geçiştirdiklerimizi hatırlıyoruz. Niye şimdi pencere pencere diye tutturdum. Çünkü ben o pencereden artık farklı bakmaya başladım. Hani insanların vazgeçemedikleri, tutkun oldukları ya da yaşama biçimi yaptıkları hayatları olur. Sadece benim değil hemen hemen herkesin. İşte ben son günler de o yaşantımın dışına çıktım. Nasıl mı? Nasılı boş verelim.  Direk sonuca bağlayalım. İnsan için en önemli şey nefes alabilmek özellikle yatarken. Ben artık nefes alabiliyorum. İki kelamda tıkanırken şimdi rahatça konuşabiliyorum. Zira konuşmayı severim. Gittiğim kapalı  alanlardan bir      Önce kalkayım derdindeyken şimdi saatlerce oturabiliyorum. Şu ana kadar penceremin dışından bakıyordum... Devamı

Yine mi geldin kış

2013-10-03 15:17:00

Yine mi geldin kış…… Yağmurlarla birlikte soğuğu iliklerimizde hissettiğimiz zaman anlıyoruz ki kış geldi. Bütün bir yaz ardına kadar açık olan camları istemeden teker teker kapatırken anlıyoruz senin kapımızı çaldığını. Mevsim dönüşleri nedense çocukluğumu hatırlatıyor bana. Sanki bizim çocukluğumuzun güzelliği gibi mevsimlerde güzeldi o zamanlar. Her şey yerli yerindeydi. Hani öğretilen dört mevsim o zamanlar gerçekten dört mevsimdi. Her mevsimi güzelliğiyle yaşardık biz doyasıya. Nisan yağmurları güneşin pırıldaması yazı getirirdi bize sindire sindire. Sonbaharın  rüzgârı yaprakların sararması kışın habercisi. Ağırdan alırdı mevsimler kendilerini, benim farkımı güzelliğimi yaşasın insanlar diye. Doğa kendi giysisini değiştirirken insanları da alıştırırdı yeni gelen mevsime. Zamanı gelince ne yapmamız gerektiğini bilirdik. Böylesine de hastalanmazdık mevsim değişimi diye. Her şey doğaldı. Doğa doğaldı, mevsimler doğaldı, yediklerimiz doğaldı ve biz doğaldık. Kar yağmasını dört gözle beklerdik. İlk karlar lapa lapa yağardı. Yağdı mı da bir saatte her yer bembeyaz olur. Bizim oralar hep yokuştur. Bir gecede ayaza çeker. Kızağını alan yokuşun başına çıkar. Eller mosmor olur soğuktan ama sen hissetmezsin defalarca aşağı hızla kayıp, yukarı düşe kalka çıkarsın. Üstün ıslanmıştır ama farkında değilsin. Şu an bile kulaklarıma o şen kahkahalar geliyor. Akşam saati eve döner sobanın başında ellerini ısıtmaya çalışırsın. Gecesinde  anneler  babalar  çıkar kaymaya kimseye göstermeden çocukça eğlenmeye. Şimdiler de ise yokuş aynı yokuş ama mevsimler aynı mevsim değil. İnsanlar aynı insan değil. Kar yağmasıyla çamura dönüşüp kalkması bir oluyor.  İnsanlar kızakla kaymayı bırak sokağa çıka... Devamı

KANATLANARAK BAŞLAR HERŞEY...

2013-09-20 14:03:00
KANATLANARAK BAŞLAR HERŞEY... |  görsel 1

Bugün bir resim gördüm.Resimde küçük bir erkek çocuğu küçük bir kız çocuğunu öpüyor ve "seni seviyorum" diyor.Kız çocuğu soruyor, "Büyüklerin sevmesi gibi mi?" "Hayır" diyor çocuk " Gerçekten!" Biz büyükler nasıl seviyoruz "gerçekten"? Nedir "gerçekten " sevmek? Başkasını kendinden çok düşünmek midir? Sahiden bir başkasını kendinden çok düşünebilir mi insan? "Hep başkalarını düşünüyorsun, kendini değil!" Bunu söylediğiniz ne kadar çok insan vardır çevrenizde kimbilir?Belki de birileri size söylüyordur sık sık, "biraz kendini düşünsen artık ..." diye. Başkalarını kendinden çok düşünmenin iyilikten, sevgiden geldiğini, bencillikten uzak bir davranış olduğuna inanıp gizli gizli gururlanırız bundan. Siz birine söylediğinizde iltifat gibi olur, "sen ne iyi... ...Kaynak : gulgunsharafat.blogcu.com Devamı

hasret kalmak

2013-09-10 14:37:00

 Hasret kalmak. Ne kötü bi şey dimi. Çok uzaklarda olursun, ha deyince göremezsin, özlersin, kokusunu duyarsın bıraktığı eşyalarda. Telefondaki konuşmalar yetmez. Günleri saatleri sayarsın kavuşacağın hasretinin biteceği dakikaları. Gelsin de şöyle bir doyasıya sarılayım, kokusunu içime çekeyim dersin. Bazen isyan edersin kadere yeter artık bitsin bu hasretlik, kuş olayım uçayım yanına bir an bile olsa görüp geleyim dersin. Özlemek sevgini attırır mı? Yoksa gözden ırak gönülden ırak mı dedirttirir. Canından çok sevdiğine ne olursa olsun hasretin bitmez.  Nefes aldıkça özlemin de kat be kat artar. Hasretlik adına şarkılar söylenir. Şiirler okunur. Filmlerde salya sümük ağlanır. Hasretsin ya her yere her şeye koyarsın kendini.  Uzaktakine hasretsin canın yanarda, ya yanı başında olupta hasret kaldıkların. Ölmekten daha beter. Aynı evdesin, aynı sofraya oturuyorsun hatta aynı yatakta yatıyorsun ama hasretsin. Gülen yüzüne, tatlı diline, kokusuna, sarılmasına hasretsin. İnsanı daha da bir kahrediyor. Elini uzatsan yakalayacaksın ama mesafe kalplere girmiş yaklaşamıyorsun. Öpüp karşılamak istiyorsun ama kırgınsın. Yan yana gibisin ama aranda kocaman bir duvar var. O duvarı kırmak istemiyorsun. Sevgiye, mutluluğa hasret kalıyorsun. İçin kahroluyor ama inat uğruna suratını asıp oturuyorsun.  Gün geçtikçe ıstırap veriyor.  Aslında bir gülücük bir öpücük bitirir hasreti. Bir anda eskiye dönüverirsin. Kırılmış yüreğin hasretlik çeksen de yaklaşamazsın yanına.  Sessizce beklersin unutmak için yaşananları. Unutursun da insanoğlu neleri unutmuyor ki. Hele hele yüreğin de kocaman bir sevgi varsa haydi sil baştan dersin. Ve mutlu son biter hasretliğin….. ... Devamı

benden esintiler

2013-07-23 13:47:00

 Sanki gün geçtikçe kopuyor bir şeyler içimizden. Nerden nerelere geldik böyle seninle. Hiçbir zaman doyasıya sohbet etmedik zaten seninle. Özlemimdir bu benim. Ama alıştım. Sessizlik içindeki seni yaşamaya. Ben cırcır böceği gibi etrafında konuşurken, bi şeyler anlatırken senin sadece gülümseyip başını sallamalarına da alıştım. Ya da alıştığımı zannettim.  Yoruldum be güzelim artık çok yoruldum. Senin yanında sensizliği yaşamaya yoruldum. Paylaştıklarımızın yanında paylaşamadıklarımız, özlemlerim. Sen de haklısın, yoruluyorsun. Hem beynin hem de vücudun yorgun. İki kelam edecek kadar mı yorgunsun anlayamıyorum ki?  Kadınım ben. Hayat sadece eve ekmek getiriyorum, sana yardımcı oluyorum, her zaman yanındayım la yürümüyor. Günün nasıl geçti? Sorusuna her daim iyiydi çalıştık cevabı almak beni yordu. Artık sormuyorum günün nasıl geçti diye sormayacağım da. Seni tanıdığımdan beri duvarlarla konuşuyorum ben. Belki de bu yüzden bir insan gördüm mü çenem düşüyor.  Sana çok da haksızlık yapmak istemiyorum. Birlikte yürüyüşler yapıyoruz. Elinden geldiğince isteklerimize usanmadan cevap veriyorsun. Yanımızda olmaktan mutlusun. O kadar mutlusun ki; evde oturalım sen bizim yanımızda uyu sonra da geç oldu artık ben yerime yatayım diyebilecek kadar mutlusun.  Olup biten her şeyi anlatırım sana bilirsin. Ama artık anlatmak gelmiyor içimden. Konuşurken yüzüme bakmayan, anlattıklarıma tepki vermeyen biriyle konuşmak çok zor ve ben yoruldum. Eskiden ben bu kadar tv meraklısı değildim. Bakıyorum seninle birlikte tv vazgeçilmezim. Dizilerim var onlar eğliyor beni. Sonra bilgisayar girdi hayatıma. Çoğu zamanımı onlarla geçiriyorum. Senin eksik kalan tarafların sanki onlarda tamamlanacak. Y... Devamı

bizim çocuklarımız

2013-07-13 03:19:00

Tam 20 gün önceydi. Her şey sakin giderken ya da biz öyle zannediyorduk. Bir anda karıştı her yer. Önce İstanbul daha sonra bir çok şehir. Ne olduğunu anlamadım önce. Gençler eylem yapıyor. Niçin neden? Sonra bir anda benim kızım İstanbul’da. Gece ilerlemiş ertesi güne dönmüştü. Uyuyordur inşallah diye telefon açışım, Çaldığı anda alo sesi. Evet, anne gezi parkı için eylem yapıyoruz, evet anne ben de buradayım burada olmalıyım, Ben siyaset okuyacağım Türkiye’mden ve Türkiye de olup bitenden uzak duramam. Ben de buradayım ve bu eyleme sonuna kadar katılacağım. Panik içerisinde sadece hemen oradan çık evine git diyebiliyordum. Siyaset eylemle olmaz git okulunu oku sonra adam gibi yap ama şuan evine git. Ben de babası da yalvardık saatlerce. Biz yaşımız itibariyle çok canı yanan evlatlar, ocaklarına kor ateşler düşen anne babalar görmüştük.Bu bizim başımıza gelsin istemiyorduk. Biz küçücük kızımızı ikna etmeye çalışırken o bizi ikna etti. Orada taksim de kalacak 90 kuşağı arkadaşlarıyla birlikte ağaçlar kesilmesin, Taksimin oksijen kaynağı gezi parkına AVM ler yapılmasın diye direneceklerdi. Günler boyu yaşananları takip ettim. Söylenmeyen, gizlenenleri, yapılanları içim kan ağlayarak izledim. O gençlerin orada ve bir çok ilde yapmaya çalıştıklarını takdirle ve ilk baştaki tutumumdan dolayı utançla izledim. Bizlerin cesaret edemediklerini güzellikle iyilikle anlatmaya çalıştılar büyüklerine. Tarihe adlarını yazdırdılar. Asla unutulmayacak şeyler yaşandı. Halay çekerek, şarkılar söyleyerek yaptıkları eylemlerinde bolca gaz ve tazyikli su yediler. Polisin orantısız gücüyle karşılaştılar. Ağır yaralananlar, kör kalanlar, travma geçirenler ve ölenler. Ne iç... Devamı

Hayalde olsa

2013-07-08 13:24:00

Kumların üzerinde uyuyakalmışım şemsiyenin altında ama güneş tam tepemde. Uyanıp denize bakıyorum. Küçük dalgalar kıyıya vuruyor. Koşarak suya atıyorum kendimi, önce buz gibi geliyor su sonrasında çok güzel. Dalgalarla oynuyorum bir müddet beyaz köpüklerle de. Tek başınayım. Deniz ve ben bütünleştik adeta. Biraz yüzüyorum. Uzaktan geçen yunuslara el sallıyorum çocukça bir neşeyle. Yüzümü kıyıya döndüğümde ormanı görüyorum.                                                                                 Kumsalın bittiği yerde başlıyor. Uçsuz bucaksız sonu görünmüyor. Ağaçlar çok yüksek çok büyük. Anlamam ki ağaçtan şu bilmem ne ağacı diyeyim. Hepsi aynı benim için. Hepsi kocaman. Yeşilleri ayırıyor. Bin bir çeşit yeşil var karşımda. Muhteşem duruyor. Denizden sıkılıyorum. Sıkılmak mı? Söyleyince garip geliyor kelime, ben denizden hiç sıkılmam ki! Neyse sıkılmışım işte.                       Kıyıda yürümeye başlıyorum. Kilometrelerce kıyı sonu görünmüyor. Eski Türk filmleri özentisi denize küçük taşlar atıyorum yürürken. Allah Allah sahil kumdu taşı nerden buldum ki?  Yürüdüğün yolun bir de geri dönüşü var. Karnımda acıkmaya başladı. ... Devamı

gördüm

2013-07-08 00:42:00

Teker teker biten seneler. Bir tanesi daha  bitiyor bile. Özlemlerle, hasretlerle, endişelerle, beklentilerle, mutluluklarla bir seneyi daha bitiriyoruz. Çok şeyler mi yaşadık yoksa çoğu şeyleride yaşamadan ıskalayıp geçtik bilemiyorum. Küçücük sevinç kırıntılarımız oldu hayattan ya da büyük büyük öfkelerimiz. Nihayetinde yaşadık bitti. İnsanlara çok değer vermenin sakıncalarını gördüm. İnsanları yanlış tanıyıp yanlış yerlere koyduğumu gördüm. Mutluluk portrelerin altında ki sahtelikleri gördüm. Gururunu hiçe sayanları gördüm. Asla deyip de  dediğinden vazgeçenleri gördüm. Büyük sevgi selinin içindeki riyakarı gördüm. Hatalardan ders almayanları gördüm. Adam kullanmak nasıl olur inceliklerini gördüm. Umut etmeyi, endişeyle beklemeyi, sevinmeyi, üzülmeyi öğrendim. Hangi yaşta olursan ol hayattan her zaman bir şeyler öğreniyorsun. Başarmayı hedefi yakalamayı gördüm. Başarmak için ne kadar çaba harcandığını gördüm. Harcanan emeğin boşa çıkmadığını gördüm.  Dünyanın neresinde olursan ol özlemeyi öğrendim. Hasretle kucaklaşacağın günü beklemeyi öğrendim. Ekmek parası için zor şartlarda az paraya çalışılabildiğini öğrendim. Bir gün gelip de bir ekmek parasına muhtaç olunabildiğini öğrendim. Refah içinde yaşayanla, sefalet içinde yaşayanın farkını öğrendim. Şu dünyada kimse kimsenin umurunda değil öğrendim. İnsanların bukalemun gibi değişebildiğini öğrendim. Kişisine göre hareket. Etrafa hava atmak için paranın değeri yok, emeğin karşılığı verileceği zaman sıkı pazarlıklar yapıldığını gördüm. Alınan unvanların insanları değiştirebildiğini gördüm.... Devamı

zor zanaat yaşamak

2013-07-06 15:42:00

Zor zanaat yaşamak. Yaşamayı bilmek. İnsanlarla doğru biçimde ilişkilendirilip yaşamayı becerebilmek.Bunu kaçımız doğru bir şekilde yapabiliyoruz ya da kaçımız yüzümüze gözümüze bulaştırıyoruz. Öyle ya da böyle son nefesimize kadar yaşayıp gidiyoruz herbirimiz. Anne karnında başladığımız kimler var orada ne yapıyorlar merakını tekmelemelerimizle daha sonralarda gözlerimizle, kulağımızla, dilimizle vücudumuzla yenileyip duruyoruz. Yaşamayı öğrenebilmek için sorular soruyoruz cevaplar bekliyoruz, yanlışlar yapıp doğruları bulmaya çalışıyoruz. Rehberlerimiz oluyor. Önce anne babalarımız sonra öğretmenlerimiz,biz büyüdükçe etrafımızda çoğalan insanlar. İyiliği de kötülüğü de öğreniveririz bir çırpıda.Merak ettikçe,öğrenmek istedikçe ne kadar yaşımız ilerlesede öğreniriz hayatın gerçeklerini, yaşamanın sırlarını.                                                                                 Kimileri bir sıfır önde başlar hayata. Her şeyler önlerine hazır hazır geliverir zahmetsizce. Enlerde yaşar, öğrenirler hayatı. Kimileri ise doğduğunda ilk çığlıkla zorluğu yaşamaya ve bir arpa boyu yol alabilmek için bir ömür didinir dururlar. Yaşantı kaliten bile kimin evinde doğduğun, kimin çocuğu olduğunla belirlenir. Her birimizin hayali güzel bir yaşantı. O güzelliğe ulaşmak bizim elimizde. Ne kadar istiyoruz, ne kadar &cce... Devamı

anne olmak

2013-07-05 00:02:00

Anne olmak. Nasıl bir şey. Ondokuz senedir öğrenmeye çalışıyorum. Becerebiliyor muyum? Zor ya anneliğin kursu yok ki gidesin sana öğretsinler. Bak kardeş bu çocuk. Şu zaman şöyle yapar, sende böyle davran desinler. Anlamaya çalışıyorsun ama yeterince anlayamıyorsun, bir yerlerde eksik yapıp küçücük veledin eleştirilerine maruz kalıyorsun. Sanki o anne sende çocuk. Anlatamıyorsun ki; evladım sen doğmadan ben o yollardan geçtim.  Yanlış düşünüyorsun demenle kuşak farkı deniyor. Üstelik susup oturtturuyorlar adamı. Hayattaki en zor meslek annelik. Çocuğunu en iyi şekilde yetiştirmek istiyorsun. Benciliz ya bu benim eserim ben yetiştirdim deyip gurur duyacağız ya. Koltuklarımızı kabartacağız ya. İşte o yüzden en iyi şekilde yetiştirmeliyiz. Emek harcıyoruz santim santim dokuyoruz. Özenle renklendirip, biçimlendiriyoruz. Bunları yaparken acayip bir savaş var. Hani kuşak farkı, biz onları anlayamıyoruz. Onlar ergen, onlar genç, bizler gözlerinde taş devrinde yaşamışız. Kavgalar kıyametler kopuyor Annemle yaşadıklarımı düşünüyorum. Bizde çok farklı değildik gibi. Yok yok farklıydık.  En azından ben ergenim demeye kalksak, ağzımızın ortasına şaplağı yiyiverirdik. Nerde böyle isyan edeceksin, kaşıyla gözüyle oturttururdu aşağı. Benim de oldu çatışmalarım, bende ağladım beni anlamıyorsunuz diye. Bakıyorum geçmişe annem karnımızı doyursun üstümüzü başımızı yıkasın, evin temizliğiyle ilgilensin, işte günlük rutin işlerini yapsın. Ona öğretilen o. Çocuklarda bir saf, dur dedin mi durdurabiliyorsun. Ayıp var, el âlem ne der var. Küçüksün söz hakkın yok, terbiyeli terbiyeli oturacaksın. Misafirlikte sunulan ikramları bile alıp almayacağına annen karar verir. Yok sağol teyzesi yemez o. Çocuksun y... Devamı

Kendime ait

2013-07-04 23:13:00

Kendime ait bir şeyim olsun istedim. Var Allaha şükür çocuklarım var. O da kocamla birlikte yaptık. Sadece bana ait bir şey. Sonra tutturdum ben bilgisayar istiyorum diye. Evde var ya, bu kadar borçta ne bilgisayarı. Annemin her ay maaşından verdiği ellibeş liram var benim. Dünyayı alırım ben bu parayla. Kendi paramla alacağım dedim. Benim olacak herkes açamayacak. Kocaman bir şifre yapacağım. Bir benim bildiğim, birde kocamın. Çünkü o ayarlarını yapacak. Önce öğrenmem lazım nasıl kullanacağımı. Neyse kavga kıyamet alındı notebook. Küçücük ama benim. Bu güne kadar bana ait hiçbir şeyim olmadı benim. Giysilerimi bile önce annemle sonra kızlarımla paylaştım. En sinir olduğumda terliklerim. Birinin ayağında terliklerimi görmeye dayanamıyorum. Dayandım, kimi isyan ederek kimi bağırıp çağırarak. İşte diyorum ya sadece benim olsun,bana özel olsun. Oldu. Şimdi benim resimlerim var. Benim tercih ettiğim müziklerim var. Bana ait dosyalar hazırladık. Neyi nasıl kullanacağımı öğretti, öğretiyor da. Azimliyim, öğreneceğim. En büyük hayalim de bir şeyler yazmak. Seneler öncesinde güzel komposizyonlar yazabiliyordum. Körelmişim. Ama olsun küçük küçük denemeler yazmaya başlayacağım. Aileden, konudan komşudan, ağaçtan, börtüden böcekten ne olursa olsun fark etmez, yeterki bir şeyler yazayım istyorum. Başlamak işin yarısı derler. Ben de başladım yazmaya. Yarısını geçtim bile. Devamı gelir elbette. Önce korkak kelimeler, onlardan oluşan cümleler. Sonra bir bakmışım güzel şeyler çıkıyor ortaya. Hadi hayırlısı…… Devamı